Yüz Ortaktan On Yedisi: Tabelası Olmayan Kadın Girişimciler

TOBB’un Eylül ayı verilerine göre, yeni kurulan limited şirketlerin ortakları arasında kadınların oranı yüzde 17. Bu rakamın ardında, işini çoktan kurmuş ancak ismini kapıya yazmamış binlerce kadın bulunuyor.

Dr. Mustafa Çağa

Çocukluğumun geçtiği İzmir’in Karşıyaka semtinin arka sokaklarında tabela bulundurmayan bir terzi vardı. Aslında sadece terzi demek yetersiz kalırdı. Mahallenin düğün kıyafetleri, okul önlükleri ve bayramlık pantolonları o evin oturma odasından çıkardı. Zili çaldığınızda, kapıyı açan kadın sizi içeri alır, önce bir çay hazırlar, ardından mezurayı boynundan çıkarırdı. Pencerenin önünde eski bir dikiş makinesi ve yanında kumaş parçalarıyla dolu hasır bir sepet dururdu.

O kadının resmi bir dükkânı yoktu. Vergi levhası, kaşesi veya faturası da bulunmuyordu. Mahalle halkı ona ‘Terzi Abla’ derdi; gerçek adını bilenlerin sayısı oldukça azdı. Yıllar sonra annemle geçmiş günleri konuşurken öğrendim ki o evin kirasını çoğu zaman o dikiş makinesi karşılıyormuş. Eşi ise bir fabrikada çalışıyordu; maaş gelene kadar ailenin geçimini sağlayan şey, o odadan gelen tıkırtılar olmuş.

Bu hafta TOBB’un Eylül ayına ait şirket kuruluş istatistiklerine bakarken bu tıkırtıyı yeniden duyar gibi oldum.

Rakamlar şu şekilde. Eylül ayında kurulan limited şirketlerde kadınların payı yüzde 17 idi. Anonim şirketlerde bu oran yüzde 14,3’e düşüyor. Gerçek kişi ticari işletmelerinde yüzde 15,7 olurken kooperatiflerde ise yüzde 31,3’e çıkıyor. Yani yeni açılan şirketlerin kapısının arkasındaki her yüz ortaktan yaklaşık on yedisi kadın.

Aynı dönemde TÜİK’in Ağustos iş gücü verileri de önümdeydi.

15 ile 24 yaş arasındaki genç kadınlarda işsizlik oranı yüzde 19,4 iken aynı yaştaki genç erkeklerde bu oran yüzde 9,7’dir; neredeyse iki katıdır bu fark. Bir tarafta iş bulamayan genç kadınlar, diğer tarafta ise şirket kuran ama sayısal olarak az kalan kadınlar var. Bu iki tablo bana aynı hikâyenin farklı yüzleri gibi göründü.

Bu iki rakam arasında sessiz bir köprü mevcut. İş bulamayan genç bir kadın çoğu zaman eve döner ve orada boş oturmaz; pasta yapar, özel ders verir, çeviri yapar veya internetten el emeği ürünler satarak kendi işini kurar fakat bu işe genellikle resmi bir isim vermez. Kendisi de çevresi de buna ‘oyalanmak’ der ama aslında oyalanma dediğimiz şey çoğunlukla bir girişimin ilk aşamasıdır.

Tabelası olmayan emek, kayıtlarda değil hafızalarda yaşar.

Bu hafta gerçekleştirilen GO! GLOBAL Türkiye Zirvesi’nde Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, 2030 yılına kadar Türkiye’de 100 bin girişimci hedefini duyurdu. Bu iddialı ve güzel bir hedeftir; haberi okuduğumda aklıma gelen ilk soru şuydu: O yüz bin girişimciden kaçı kadın olacak? Daha da önemlisi, hali hazırda iş yapan ama resmi kayıtlarda yer almayan kadınlardan kaçı o hedefe ulaşabilecek?

Zira saha deneyimlerim bana şu gerçeği öğretti: Kadınlar girişimcilikten uzak değiller fakat girişimciliğin resmi kapısından uzaktalar; bu iki durum birbirinden farklıdır ve aradaki fark göz ardı edilmeden hiçbir hedefe ulaşamayız.

Yıllar içinde bayi ağlarıyla birlikte küçük atölyeler tanımış biri olarak Anadolu’nun pek çok yerinde kâğıt üzerinde erkek adına kayıtlı işletmelere rastladım fakat müşteriyle iletişim kuran ve işleri yöneten çoğu zaman kadınlardı. Bir yere telefon ettiğinizde karşınıza çıkan sesin o işin gerçek hafızası olduğunu zamanla anlamaya başlıyorsunuz; toplantıya erkek kardeş gelir ve ciddi bir soru sorulduğunda telefonu eline alarak ‘Bir dakika ablama soralım.’ der; o abla şirketin belgelerinde hiç ortak olarak geçmez.

Kapısına adını yazmayan kişi içeride ne kadar çalışsa çalışsın misafir sayılır.

Bunu suçlama niyetiyle anlatmıyorum; aile içinde işler böyle yürürken çoğu zaman sevgiyle ve güvenle ilerliyor ancak sorun bu düzen bozulduğunda ortaya çıkıyor: Ölüm veya miras paylaşımı gibi durumlarda yıllarca emek vermiş kadının elinde ne hisse kalıyor ne de imza yetkisi oluyor; emeğin asıl sahibi kâğıtta hiçbir şeyin sahibi olmayan biri haline geliyor.

Sermaye bazen kasada değil mutfak masasında toplanır.

Kayıt dışılık durumunun görünmeyen bedelleri mevcuttur.

Kayıtlı olmayan işler krediye başvuru yapamaz, fuarlarda stant açamaz ya da büyük müşterilere fatura kesemezler. Terzi Abla’nın en büyük müşterileri mahalledeki düğün sahipleriydi ama daha ileriye geçme fırsatı bulamadılar; annemin anlattığına göre semtteki bir okul yüzlerce önlüğü ondan diktirmek istemiş fakat fatura kesemediği için iş başka atölyeye gitmişti; annem bunu anlatırken ‘çok üzülmüştü’ demişti fakat bence kaybedilen sadece bir sipariş değil aynı zamanda büyüyebilecek bir iş fırsatıydı.

Üniversitedeki girişimcilik derslerinde her dönem benzer sahnelere tanıklık ediyorum; öğrencilerden dönem projesi olarak iş planları hazırlamalarını istiyorum ve en titiz planlardan bazıları kız öğrencilerden geliyor; rakamları defalarca kontrol ediyorlar ve riskleri tek tek sıralıyorlar; ‘Ya tutmazsa?’ sorusunu kendilerine benden önce soruyorlar.

Birkaç yıl önce öğrencilerden biri köylerdeki küçük üreticilerin ev yapımı ürünlerini şehirdeki kafelere ulaştırmayı amaçlayan bir proje geliştirmişti; sunumu sona erdiğinde sınıf ayakta alkışladı ancak ders sonrası yanıma geldiğinde sakin bir sesle şöyle dedi: ‘Hocam bunu gerçekten yapacağım ama şirketi abimin adına kuracağız çünkü babam öyle uygun görüyor.’

O cümleyi hâlâ unutamamıştım çünkü içinde ne şikâyet ne de isyan vardı yalnızca kabullenilmiş düzenin sessiz sesi mevcuttu; o gün ona ne söyleyeceğimi bilemedim sadece başımı sallayıp başarılar diledim ancak sonrasında çok düşündüm belki de söylemem gereken şuydu: Fikir senin, emek senin ise uykusuz geceler seninse imzan da senin olmalıydı.

Geçen dönem sınıfa şu soruyu sordum: ‘Yarın kendi adınıza bir şirket kursanız kimin adına kurarsınız?’ Erkek öğrencilerin hemen hemen tamamı düşünmeden ‘kendi adıma’ dediler fakat kız öğrencilerin cevapları daha uzun sürdü; kimisi ‘önce ailemle konuşmam lazım’ dedi kimisi ‘birkaç yıl çalışıp tecrübe kazanmalıyım’ dedi birkaç kişi gülümseyerek omuz silkti yani yanıtlarında yanlışlık yoktu yalnızca kendi adlarını kapıya yazmadan önce izin almaları gerektiğini hisseden genç bireylerdi ancak izin istemeleri gereken tek kişi kendileri olmalıydılar.

Fikrin sahibi onu ilk düşünen değil altına imzasını atmaya cesaret eden kişidir.

Çevremdeki kadın girişimcilerle konuştuğumda karşılarına çıkan engelin çoğu zaman yasak olmadığını duyuyorum kimse onlara ‘şirket kuramazsın’ demiyor söylenen cümle daha nazik ve masum görünüyor: ‘Ne gerek var?’; zaten evde yapıyorsun vergiye neden ihtiyacın olsun? Eşinin adına açsan olmaz mı? Çocuklar biraz büyüsün sonra bakarsın… Bu ifadelerin hiçbiri kötü niyetle kurulmuş değil hepsi koruma refleksi gibi duruyor fakat sonuçta kadının işi yıllarca resmi dünyanın dışında kalıyor hiç kimsenin göremediği yerde duruyor.

Hiç kimse ona ‘yapma’ demedi herkes sadece ‘ne gerek var’ dedi.

< p > Kooperatiflerdeki %31,3’lük oran bence tam da bu yüzden çok şey ifade ediyor ;kadınlar toplandıklarında yük paylaşıldığında risk tek kişinin omzunda olmadığı zaman kayıtlı dünyaya çok daha kolay adım atabiliyorlar ; köylerde ilçelerde oluşturulan kadın kooperatiflerinin pek çoğu evlerde üretilen salça erişte veya el emeğinin resmi kimlik kazanmasından ibaret ; ürün aynı emek aynı ; değişen tek şey artık faturanın kaşe ile birlikte kapıda bulunan isimdir ; bazen kayıtlı dünyaya taşınmanın cesareti yanında yürüyen on kadının varlığından kaynaklanmaktadır .

< p >< b > Bunu esnaf kültürü ile büyüyen biri olarak çok iyi anlıyorum .

< figure >
< div >
< div >< img decoding =" async " src =" https://butunbilgiler.com/wp-content/uploads/2026/10/yuz-ortaktan-on-yedisi-kapisinda-tabela-olmayan-kadinlar-2-d3bITlJR.jpg "/ >

< p > İzmir’de çarşı içinde büyüyen her çocuk bilir ki ; dükkânın önünde ismin yazıyorsa ,o mahallede yeriniz vardır ; tabela sadece reklam değildir ; tabela , “ben buradayım ,sorumluluğu alıyorum” demenin en basit yoludur . Esnaf babalarımız bunu bilirdi ,kızlarına aynı tabelayı ne kadar sık teklif ettikleri ise ayrı bir soru .

< p >< strong >< em > Destek programları açmak kolaydır , zor olan mutfak masasından kapıya giden yolu açmaktır .

< p > Peki ne yapılmalı ? Devlet hibe ve destek programları elbette önemli bunları köşemde ben de yazıyorum , derste ben de anlatıyorum yine gözlemlediğim şu yönde : Kadın girişimleri kayıtlı dünyaya taşıyan şey çoğu zaman çağrı metni değil ,bir insan olmaktadır ; ilk vergi levhasını alırken yanında oturan sabırlı muhasebeci ,“Şirketi kendi adına kur arkandayım” diyen baba veya toplantıda kız kardeşini öne çıkaran erkek kardeş veya kendi dükkanında eşini resmen ortak yapan esnaf .

< p > Kendi iş hayatımda da bunu deneyimledim ; yıllar önce çalışma arkadaşım olan bir kadının hiçkimsenin fark etmediği ama geniş çapta bölgenin işlerini rahatlatacak önemli sorunu çözdüğünü hatırlıyorum ; yönetim toplantısında bu başarıyı anlatırken onu masaya davet etmeyi neredeyse unuttuk son anda fark edip telefonla çağırdık ; o günden beri kendime küçük bir kural koydum “Bir işi kim yaptıysa,o konuşulurken masada olacak.” Şirketlerde ailelerde görünür olmak genellikle hatırlama ile başlıyor .

< p > Erkek okurlarıma da söylemek istediğim var ; aile şirketlerinde küçük işletmelerde emeğin yarısını üstlenen kadının kâğıt üzerinde yoksa bunu düzeltmek için hemen harekete geçmelisiniz bu lütuf olmamalıdır . İşinizi sağlamlaştıracak,yarın zor gün geldiğinde dayanıklı kalmanızı sağlayacak kararlarla ilerlemelisiniz . Kimin hangi bilgiyi bildiği,kimin hangi yetkiye sahip olduğu açık olan işletmeler,fırtına geldiğinde sarsıntıları daha az hissedeceklerdir . Saha deneyimlerimde bunun tersini birçok kez gördüm.her şeyi bilen kişinin hiçbir yetkisi olmaması nedeniyle kararların haftalarca beklediği işletmelere tanıklık ettim .

< p >< strong >< em > Görünmeyen ortak ,bir işletmenin tablolarında yer almayan en büyük riskidir .

< p > Kadın okurlarıma söylemek istediğim söz ise kısa olacaktır : Yaptığınız işin mutlaka resmi adı olmalıdır ! Küçük bile olsa evden bile olsa yalnızca şahıs işletmesiyle kooperatif ortaklığıyla ya da yazılı ortaklık anlaşmasıyla başlayabilirsiniz ! Önemli olan büyüklük değil görünürlük olmaktadır ! Görünmeyen herhangi işe kimse destek veremez çünkü onun var olduğuna dair bilgi edilmez ! Bankanın yatırımcının destek kurumunun önüne koyabileceğiniz ilk belge sizin adınızı taşıyan kaydınızdır !

< p > Bakan 2030 yılı için yüz bin girişimi hedefliyor.bence o hedefe ulaşmanın yollarından biri halihazırda mevcut olup sayılmayan başlangıçları görmekten geçiyor.Türkiye’nin dört tarafında oturma odalarında,mutfak masalarında bodrum katlarında çalışan binlerce kadın mevcut.Onlara girişimci olmak için yardım etmemize gerek yok zaten onlar girişimci! Tek eksik olan şey kapıda yazılı olan tabeladır!

< p > O tabelayı asmak bazen basit dilekçe kadar kolay bazense aile sofrasında yapılacak zor görüşme kadar ağır olabiliyor.Bir kadın kendi adına vergi levhasına sahip olmaya karar verdiğinde aslında yalnızca belge almıyor.Evdekilere komşulara en önemlisi kendisine “bu benim işim

Author: Melis Şahin